Perşembe

kurtarmak bütün kaygıları.




KURTARMAK BÜTÜN KAYGILARI


Sularsa akmak birgün birgün birgün
Birgün dağlara çıkmak birer birer dağlara çıkmak birgün
Çıkmak çıkmak birer birer birgün dağlara dağlara birgün
Birgün birer birer dağlara
Ah nasıl dağlara birgün
Ey birgün
Çiçek açmak birgün
Dağlara dağlara birer birer dağlara

Otları büyütmek birgün
Birgün köyler kentler yıkanık damlar geri dönmek birgün
Birgün yeni dönmek
Birgün dağlara çıkmak birer birer çıkmak çıkmak
Su yürümek güneş bilmek
Yeniden orda otlarda orda yeniden orda orda
Bitkin birgül bulmak ve geri dönenler birgün
Ey yorgun atlar, sayı bilmiyen çocuklar
Ey bütün hazır elbiseciler ey,
Birgün olmak, küskün keşişlerden olmamak birgün
Dağlara dağlara çıkmak dular köprüler sular birgün çıkmak
Eski kaba arabalardan inip birgün çıkmak
Dağlara dağlara dağlara başka hiç
Birgün dağlara.


Turgut Uyar

Çarşamba



" Çünkü her şey bir kere olur. "



FUGUE


Kilden bir tebessümle
Kızılcık lekeleriyle gitti
Saat sekiz

Saat sekizde
Sakızlı bir rüzgara
İncir ağaçlarına gitti

Ben de pil aldım, yün aldım
Deniz suyunun kurumuş tuzlarını aldım
Kollarım üşümesin diye

Fugue sahte bir ebediyettir
Güvercin sesli bir kedi, minyatür pembesi
Ama kirpik taranteli bırakınca
Sadece müzik kalır
Sadece sen. Saat sekiz

Saat sekizde, dünyanın bütün hırsızları
Ağaçlara çıkmalı
Kırmalı kavanozlarda saklanan bulutları
Büstlerin sivri burunlarını
Kollarım üşümesin artık, saat sekiz.


Pelin Batu

akşam.




OĞUZ ATAY.

Salı

Electric Litany ~ A Time (Never Be Late)




bir yerde vahim bir yanlış yapılmıştır.


" Bana bir şey söylemek düşmez. "

(...)

" Oysa açtım. Sevmeye ve sevilmeye. Yaşadıklarımı düşündüm... Küçük Osman olduğum günleri... Hayatın içinde kirlenenler, benim saflığımda, masumiyetimde yıkanırlardı. Yanağımı sıkarlardı, başımı okşarlardı. Seni kaçırsam benim oğlum olur musun? derlerdi. Şimdi büyüdüm... Küçük Osman başkalarına aitti. Ama artık kendime aitim ve tek eksiğim sevgiydi. Mete ile yollarımızın burda kesişmesi kimsenin hatası değildi ama bedelini ödemek bana düşmüştü işte... "




evet evet, gün' e ve bana gösterdiği rüyalara ihtiyacım var.
bence bu duygu, bu şey herkesin ihtiyaç duyması gereken ve henüz hiç kimsenin o ülkenin, o gözlerin, o rüyaların yokluğundan bile haberdar olmadığı bir şey de.

hamiş: salı günü öylesine bir gün değildir millet! :)


REKLAMLARDA YAŞAMA


Hep çocuk kalacak o
Elinde ekmek gülen çocuk
Bu çocuğun ilerisi yok
Bu çocuk ne iyi ne neşeli

Bir işi yapmak için geldi
Bütün çocukların bir anı onda
O anı yakalamak için
Anneler anne olurlar

(1961)

Sezai Karakoç

Pazartesi






PİNGPONG MASASI


.............................................
Beyaz iplik sert iplik ve tak tak
Yuvarlak top küçük top ve tak tak
Pingpong masası varla yok arası
Ben ellerim kesik varla yok arası
........ Öpücüğüne eyvallah ve tak tak
Beraber sinemaya ... evet ... ve tak tak
Pingpong masası varla yok arası

Öküzün gözü ve dananın kuyruğu
Kadifekale ve Sen nehri
Ha Sezai ha pingpong masası
Ha pingpong masası ha boş tüfek
Bir el işareti eyvallah ve tak tak
Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi
Ne kadar güzel ne kadar sıcak
Tak tak tak tak tak tak tak

(1954, Bahar)

Sezai Karakoç

Pazar

bir tereddütün romanı 2.



" - Ben, dedi, okuduğum kitabın kahramanlarını sevmek isterim; onları dostum farz ediyorum, hep kendileriyle beraber yaşıyorum ve yanımdan ayrılmalarını istemiyorum. Onun için bir kitabın kahramanını... Hatta pek çok sevmeliyim. Senelerce aynı kitabı tekrar tekrar okuduğum vardır. Öyle bir kitap okuyayım ki bütün hayatımda bıkmadan hep onu okuyayım. "

" - Bence kitap demek, bir defa okumak için yazılan şey değildir. Bazı tanıdıklarım haftada üç dört tane okuyorlar. Onlara hayret ediyorum. Kitap. Nasıl diyeyim... içinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı. Değil mi? Bir musiki parçası gibi... Her vakit başka başka eserler okuyanlar iki üç günde bir dostlarını, evlerini, vatanlarını değiştiren insanlara benzemezler mi? "

" Başta mahut ' Verther ' misali. Arkasından mahut vecize: " Ne kadar insan Verther' i okuduğu için intihar etmiştir. "
Kıssadan hisse: " Genç kızlarımızın kütüphanelerine dikkat etmeliyiz. "

" Bir taraftan da buhranın bu kadar uzun sürmesine şaşıyor ve ümitleniyordu. "

" Muharririni tanıdıktan sonra Mualla bu kitabı günlerce okuyamadı. "

Peyami Safa






RUBAİLER

1.

Çocuklar bana kalırsa yoklar
Yok çocuk falan yok öyle şey
Hayal edilmiş ekler olacaklar
Ailelerin melankolileri için

2.

Evde ne kadar şapka varsa
Geçmiş günlerin başarısı kini
Çocuklar kullanışlı hale kor
Oyun içinde de olsa hepsini

3.

Doktor istemem Annem gelsin
Yataklar denize atılsın
Çocuklar çember çevirsin
Ölürken böyle istiyorum


(1961, Haziran)

Sezai Karakoç



" uzaktan bakıyorsam / aşkından kaçıyorsam / anla biraz beni / benden önce birisi / görmüş sevmişse seni / hakkın yok sevmeye beni... "

Cumartesi

sabun yası



SABUN YASI

I.

Kadın azaltır çocukları için
Kullanmasını yabancıları genç gördükçe
Adam konuşurken eli kaybolur kızlarla
Neden getirmeyi unutmasın

Nişanlı sabun demesini
Bilmeyenlere denir

Ben yaşarken kirli
Ne kirli adamlar vardı
Yıkadılar sonra anladım
Ölü olduğumu

II.

Yıkadılar sonra anladık ölü olduğunu
Alıp götürdük gelin gibi öğleyin
Kesip durduk resimlerden geyikleri
Kuşları balıkları eski çiçekleri

Nişanlı ölü nedir
 Bilmeyenlere denir

Dalgın bir vaktinizde
Bozmayasınız diye geleneği
Taşlara bağladığımız
Siz yunmuş ölüleri

Ne aşkı ne neşesiyle
Dünya
Onmakta bizi
Gelin gömün bari

(1957, Eylül)

Sezai Karakoç
Gün Doğmadan

of not being a jew



" Dostlarının eşiğine varınca başlıyor senin 
senin diasporan.
Herkesin bahanesi var, senin yok
Günahlı bir gölgenin serinliğinde
Biraz bekleyebilirsin, daha sonra
Burada kalamazsın, başa dönemezsin.
Ama dön.
Eve dön, şarkıya dön, kalbine dön!
Şarkıya dön, kalbine dön, eve dön!
Kalbine dön, eve dön, şarkıya dön!

Eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?
Orada, arada bir beni yoklar
İntihara ayırdığım zamanlar. "


Cuma



" Şükret Allah' a çocuğum,
Beklenilen rahmet ve bahar
Gelecektir nasıl olsa
Şükret Allah' a çocuğum,
 Madem ki günler kısa. "


Rüştü Onur



Ahmet Kaya - Hep Sonradan




" acıyla, hüzünle ve umutsuzlukla çoğaltarak,
  günbegün
  bilinmedik bir aşkı. "

metin altıok / çakıltaşları


" bir yüzük yaptım sana güvercin teleğinden.
  bir yüzük bükerek hoşçakal sözcüğünden... "

metin altıok

bahçe.



" Gerçekte insanlar mutluluğu kolay kaldıramazlar. Mutlu olmak isterler elbet ama bir kez onu elde ettiler mi bir başka rüyaya kapılır, kendilerini yiyip bitirirler. "

" Niye söylüyorsunuz bunları, yoksa gidiyor musunuz? "

" Hayır küçük hanım, sözlerimin yanlış anlaşılmasını istemiyordum, hepsi bu. "

" Birden öyle bir konuştunuz ki, sanki bütün bu konuştuklarımızla ilgili bir sonuç çıkartmak istiyorsunuz sandım, sizi kalkıp gitmeye zorlayan bir şey varmış gibi. "

" Hayır küçük hanım, hiç acelem yok. Size, sizi tamamen onayladığımı söylüyordum; ayrıca bakın bir kez daha söylüyorum, size boyuna yeni ve değişik işler yüklemelerine razı olmanızı pek anlamadığımı ekleyecektim sözlerime. Sözü hep buraya getiriyorum, özür dilerim,  bu işte çalışmanızı gerektiren nedenleri anlamış olsam bile, bunu kabul edemiyorum. Çekindiğim... Şundan çekiniyorum, günün birinde bunlara yeter artık diyebilmek için, daha bir sürü angaryayı kabul etmeniz gerektiğini sanıyorsunuz. "

" Ne zaman olacak bu? "

" Hayır küçük hanım, hayır. Hiçbir şeye, hiç kimseye bizlerin kişisel değerlerimizi ödüllendirmek görevi verilmemiştir, özellikle gölgede kalmış, bilinmez değerlerimizi. Bizler terk edilmiş kişileriz. "


bu denli umut etmekten kurtulmaya değmez.

" Her şey olabilir küçük hanım, hiçbir şey olmaz derken bakarsınız oluvermiş. Milyarlarca insan arasından, sizin beklediğiniz şey başına gelmemiş tek kişi yoktur. "

" Korkarım siz benim ne beklediğim konusunda yanılıyorsunuz bayım. "

" Demek ki ben yalnız beklediğinizi bildiğiniz şeyden değil, beklediğinizi bilmediğiniz şeyden de söz ediyorum. Bilmeden beklediğiniz, pek acelesi olmayan bir şeyden. "

" Evet, ne demek istediğinizi anlıyorum, bunu hemen şimdi beklemediğim doğru. Ama nasıl anladığınız bunu, lütfen söyler misiniz bayım? "

" Öbürlerini nasıl anladımsa öyle. "

" Beklediğimi bilmem gibi mi? "

" Onun gibi. Hiç bilmediğiniz bu şeyleri nasıl anlamalı? İster birdenbire gelsin, ister yavaş yavaş. Gelişi ancak fark edilebiliyor. Geldikleri zaman da şaşırtmıyorlar çünkü her zaman zaten onlara sahip olunduğu sanılıyor. Bir gün uyanacaksınız ve olan olmuş olacak. "


Marguerite Duras
Bahçe

Salı



" baygındım / ölüydüm / yüzüyordummorbirsuda/
gözüm kapalıydı / konuşmuyordum /
oyunbitmezki / diyordumvezireçıkıyordum / 
vezirleribenimdiyeşillerin / almıştım /
alıyordumartık / karşıkarşıyagelmiştik /
oyunbitemezkibitemezkibitemezki. "


Bilge Karasu
Göçmüş Kediler Bahçesi

Pazartesi

Alfred Stieglitz, A Snapshot Paris, 1911


" Evet, her şey çürüyor, her şey... İnsanlar da çürümeyecekler mi? Eylül' de sanki bahara tahassür eden melül bir teravet, sanki üzerine çöken kışın kendini mahvetmek isteyen hazanın rağmına payidar kalmak, tekrar bahar olmak mücadelesi vardır. Fakat bunun için, muhtaç olduğu şeylerden mahrum olduktan başka, kendisinde de mukavemet kalmamış ve tabiat bunu anlamış gibi acı bir melal ve tefekkürle, üzerine çöken tenhalığın, matemin hatem-i merareti ile düşünüyor. Sanki ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ne kadar mukavemet ederse etsin, kışın galebe edeceğini, artık her şeyin ve her ümidin bittiğini, buna tahammül lazım geldiğini anlamaktan mütevellit bir fütur ile giryandır. Ne renk, ne rayıha...
İşte yapraklar ölüyor, oh her şey çürüyor...


Mehmet Rauf 
Eylül 

Cuma

ev karadır.

 
Furuğ: " Gelin ve uzak bir çölde şarkı söyleyeni dinleyin, kollarını açan ve içini çekerek: Eyvahlar olsun bana! Çünkü ruhum irinlerimin ortasında bilinçsiz kalmıştır! diyenin sesini dinleyin. "

Furuğ: " Ve sen ey kırmızıyla kuşanan ve altınlarla süslenen ve gözlerine sürme çeken gündüzün unutulmuşu! Kendine boşuna güzellik verdiğini anımsa! Uzak çöldeki şarkıdan dolayı ve seni küçük düşüren dostlarından dolayı... "

Furuğ: " Bize yazıklar olsun! Zira gündüz zeval bulup sona ermekte ve akşamın gölgeleri uzamakta ve bizim varlığımız, kuşlarla dolu kafesler gibi, tutsaklığın iniltileriyle dolup taşmakta. Aramızda ne zamana kadar süreceğini bilen biri yoktur. Hasat mevsimi geçti ve yaz bitti ve iz kurtulmadık. Kanaryalar gibi ağlarız insaf için ve yoktur, aydınlığı bekleriz ve şimdi karanlıktır... "

( Ders sınıfında Venüs yıldızını anlatan bir çocuk sesi: " Venüs yıldızı. Bazen geceleyin çok parlak bir yıldız görürüz. Bu yıldızın adı Venüs' tür. Venüs yıldızı çok parlaktır. Venüs yıldızı bize çok yakındır. Venüs yıldızı bize göz kırpmaz. " )



Öğretmen: " Neden annemiz ve babamız için Tanrı' ya şükretmeliyiz? "
Çocuk 1: " Ben bilmiyorum. Benim ne annem var ne babam. "
Öğretmen: " Sen bize güzel olan birkaç şey say. "
Çocuk 2: " Ay, güneş, çiçek, oyun. "
Öğretmen: " Sen de birkaç çirkin şey say. "
Çocuk 3: " El, ayak, baş. "
Öğretmen: " İçinde ev olan bir cümle yap. "
Kara tahtaya yazıyor: " Ev Karadır! "


http://www.yasamaugrasi.com/kultursanat/sinema/ev-karadir-furug-ferruhzad.html#.UPnMJCfZaaV

üç kez seni seviyorum diye uyandım.

tık. )

balzamin.



sen el kadar bir kadınsındır
sabahlara kadar beyaz ve kirpikli
bazı ağaçlara kapı komşu
bazı çiçeklerin andırdığı
iş bu kadarla bitse iyi
bir insan edinmişsindir kendine
bir şarkı edinmişsindir, bir umut
güzelsindir de oldukça, çocuksundur da
saçlarınla beraber penceredeyken
besbelli arandığından haberli
gemiler eskirken, deniz eskirken limanda
sevgili.


Cemal Süreya

Çarşamba

bir kış günü öğleden sonra.

Marguerite Duras


" Size bunu iletecek sözcükleri unuttum. Biliyordum ama unuttum işte. Ve sizinle burada, bu unutulmuşluk içinde konuşuyorum. Öyle görünmeyebilir ama ben, kendini bütün varlığıyla bir insana, bu insan dünyada üzerine en çok titrediğim insan da olsa, bir insana verebilecek kadın değilim. Kimseye yar olmaz benden.
Size bunu anlatmak için seçip bir kenara koyduğum sözcükleri şu anda bulmak isterdim. Bulacağım da galiba. Ne diyordum, biliyor musunuz? İnsan, kendisine her zaman bir yer, durun bakalım, neydi; evet, o. Bir köşe, tamam, bir köşe ayırmayı bilmeli. Yalnız kalmak ve oradan sevmek için kişisel bir köşe. Neyi seveceksin, kimi seveceksin, nasıl, ne kadar? Zaman. Önemi yok bütün bunların. Sevmek için bir yer, durun bakayım, evet, kendinde kendi için bir bekleme köşesi ayırmalı insan bir aşkı, görünürde kimse olmasa da, bir aşkı ve yalnız aşkı beklemek için. Sizin bu bekleyiş olduğunuzu anlatmak istiyordum size. Hayatımın dış yüzü, o hiç görmediğim yüzü sizsiniz artık. Ve bendeki bilinmeyen olarak kalacaksınız ben ölünceye dek. 
Bana yanıt vermeyin, yalvarırım size.
Beni bir daha görmekten umudunuzu kesin. "


Marguerite Duras
Bir Kış Günü Öğleden Sonra / Emily L.




Salı

kuğu açılışı,



" aşığım desem de yalan, değilim
desem de.
tanrı tanıktır ki 
aslını anlamadım. "

" onun gidişine, telefonlarına, saatlerine, geyiklerine, kumlara, kuğulara kulak verme. o serseridir, serseridir, serseri. "


Lale.

One Day.

Pazartesi

Beş Şehir (Şevket)




" Belki bu kadın çok my darling. Bir veya bin. Sen hıçkırıkları kahkaha sanıyorsun my darling.
Uçurumun kenarındaki adama hayat uzundur diyorsun. Yaz var kış var bahar var diyorsun. Belki doğru my darling. Ama ben var mıyım? Neden insanlar saadet kaybolmadan farkına varamıyorlar? Telepati neden yalan?
Ben hıçkırırken sen nasıl uyuyabiliyorsun? Bu çok yeni bir hikaye my darling. Birkaç günlük. Belki bu gece başlayan bir hikaye. Ama kelimeler eski. Saçlarını yaptırırken okuduğun bir mektup ve sonra belki bir gazetede okuyacağın haber.
Dünyadan şikayet edenlerin kaçta kaçı benim duyduklarımı duydu? Ben bu oyunu oynamak istemiyorum my darling.
Sevginin bütün oyunlardan kuvvetli olduğuna hala inanıyorum. Seven sevilir.
Demek inanmıyorum kafi derecede.
Yoksa sen de kül olurdun.
Şimdilik bu kadar my darling.
İyi geceler... "


Cemil Meriç / Jurnal 1

matmazel noraliya' nın koltuğu



27 Eylül 1317

" Üç seneden fazla vardır ki bu defteri açmadım. Kalemim elimden kaçıyor. Tabü tavanım kalmadı. Bütün sevdiklerimi gaip ettim. Bir aralık aklımı da gaip ettim. Hiçbir ümide malik değilim. Yazmak lüzumsuzdur. Sıkıntımdan bu defteri açtım. İki gün sonra Ada' daki eve taşınacağız. Karşısı denizmiş, arkası çamlık. Su, ağaç, duvar, virane, çöplük, hepsi birdir. Ben her şeye küsmüşüm. Aklımı kaybettim de neden anı sonradan buldum. Delilik çok fena şey. Velakin akıllılar için böyledir. Mecnunlar için bu bir rahatlıktır. Yoksa tecennün ederler miydi? Akıllı sevmediği dünyadan kaçıyor. Anın abese tahammülü yoktur. Ve Allah' ın hikmetini bilmeyenler için her felaket abestir. Ben de bilmedim. Hala da bilmem. Ne günahım vardır? Bana hayatım neden cehennem olmuştur? Çilem ne zaman dolacaktır? Artık hiçbir şey arzu etmiyorum ki keder duyayım. Öyledir de derunumdaki binihaye hüzün nedir? Neden yolların, penbe güllerin üzerine, güneşin üzerine siyah bir tül gerilmiştir? Ben hala arzu etmemekten başka ne arzu ederim?


Peyami Safa
Matmazel Noraliya' nın Koltuğu

Pazar

yalnızız.



" Sen şaşarsın bana. Hele şimdiki sıkıntımın ne kadar küçük bir şeyden doğduğunu bilsen. Anlatamadım sana. Tütüncünün önünde, gözleri şöyle sağa sola bir gidip geldi. İşte o kadar. Kafi. Neden biliyor musun? Bir şeyde her şey vardır. Anladın mı? Hiçbir şey basit değildir. En küçükte en büyüğü bulabilirsin. Kurcalamasını bilirsen, bir incir çekirdeğinden bir dünya çıkar. "

Peyami Safa
Yalnızız

bir genç kız ne ister?



" Yalnız bir şey anlamıştım ki, ben çok mutsuzdum. O gece de yatakta bunu kuvvetle hissettim. Gözlerim doluyordu. Meçhul ümitlere inanmadığım an, beni kurtaracak şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum. Ümit etmek bile az. Emin olmak ihtiyacı.
Yalancı geleceğin şüpheli vaatlerine değil, teminatına ve senedine ihtiyacım var. Halbuki o vaat bile etmiyor ve kendisine beni nasıl karşılayacağını sorduğum vakit, korkunç bir dilsizlikle susuyor.
Uyuyamıyorum.
Karanlık koridor. Sarı mumdan heykeller. Fistül var mı? Üç tane. Beyaz eşya ve beyaz gömlekler. Ameliyat lazım, ayağım biraz kısalacak. Böyle çekmek iyi mi? İşitmiyor musun? Soruyorum: Bizim bir doktor Ragıp vardır. Polis hafiyesi M. Lökok ve adamları siyah pelerinlerle meyhaneye girerler. Karanlık merdiven, iskelet, hayaletler, kandan bir kurdele, sarhoşlar, silah sesleri, merdivenlerden bir yuvarlanış, hava gazı fenerinin altında bir adam görünüp kayboluyor. Doktor Ragıp!
Havuzda yıldızlar. Bir limon büyüdükçe büyüyor. Artık bu meseleyi konuşmayalım. 
Nüzhet' in kahkahası  ve Nüzhet' in içi: Zavallı! diyor o, zavallı, ben kan, cerahat, irin, ciddi adam, mahzun çocuk sevmem. Ben mesut olmak isterim. "
-
Bir genç kız ne ister?

Mesut olmak ister.


Peyami Safa 
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

Cuma



" Sonra, bir yere gitmek, insanlarla temas etmekti.
Halbuki Mümtaz, insanlardan kaçıyordu. Onların anlamamazlığından haraptı.
Onlar meselesiz yaşıyorlardı. Yahut da... ' Yahut da ben çok biçareyim. '


Perşembe



" Fakat bütün bunların üstünde asıl Mümtaz' ı çıldırtan şey, o garip utangaçlığı, hiçbir günahın ve hazzın gideremediği ruh bekaretiydi. "




bir gençlik masasında, ikimiz arasında gönül,
ah bu gönül şarkıları...


" Çocukluğunun hazin tesadüfleri ona her sevdiği şeyi kendisinden çok uzakta, erişilmez bir alemde düşünmek itiyadını vermişti; nasıl aşkı keskin günah ve ölüm fikriyle beraber, yani bir nevi telafisi kabil olmayan' ın mükafat ve azabı olarak tanımışsa, bu uzaklık düşüncesi de onda o yıllarda kök salmış bir düşünce idi. "

Ahmet Hamdi Tanpınar
Huzur 


lale müldür / anemon




PARTİZAN.

Blog Listem