Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
SIR RABİNDRANATH TAGORE (Hindistan)
1861-1941

........... Dostum, kalbinin sırrını kendine saklama! Onu, bana, yalnız bana gizlice aç. Bu kadar nazlı nazlı gülümseyen sen yavaşça fısılda. Kulaklarım değil, kalbim duyacak onu. Gece uzundur. Ev sessiz, kuşların yuvaları uyku ile sarılmıştır. Mütereddit gözyaşları, belirsiz gülümsemeler, tatlı utanma ve acılarla bana kalbinin sırrını söyle.
Çeviri: İbrahim Hoyi
RAFAEL ALBERTI (İspanya)
1903, -

KARANFİLİN DEĞİŞİMİ
...
2. Ayrıldım. Kabuklar kapandı. Köpüklerin kesin kokusu Hep çağırdı beni. Hep beni aradı. Ayrıldım. Limon sıkıyorum bir tabak tuzlu suya. Seni hep hatırladım. Hep sana koştum. Ayrıldım. Kabuklar hala açılmadı.
3. Irmaklar kadar buruşuk çarşafları aradı at. Beyaz çarşafları Bir gece için insan olmak istiyorum. Şafakta çağır beni. ...
4. Kumru yandı. Yanılarak kuzey yerine güneye uçtu, su sandı buğdayları, yanılarak Denizi gökyüzü sandı, geceyi sabah sandı, yanılarak. Senin eteğini gömleği sandı, senin kalbini yuvası sandı. Yanıldı.
...
bande a parte

" Yaşasın. Yazdı, damlar örtüsüne gerek yok filmler ağaçlara karışır yatsıların azarlayarak geçtiği dublajın tanış sesleri ben şu, sen o olacaksın kesin... Yalnız, bir büyüsek, ne zaman? sormak istemem. "

Füruzan

hazır yeri de gelmişken birazcık bahsedeyim bu filmden. bande a parte, şehrin telgraf direklerine ikinci kez tırmanmak gibi bir şey oluyor. muntazaman. bunu ilk kez kelebeğin rüyası' nda yaşamıştım. aslında bande a parte, kelebeğin rüyası' ndan önce izlediğim bir filmdi ama o duygu ilk kez kelebeğin rüyası' nda yaşanmıştı işte...
yukarıdaki giftin filmi, godard' ın en şahanesişuradan izlenebilir.

hiç canım yanmaz.

bazı şarkıları nasıl dinlediğimizi iyi ki kimse bilmiyor.
... incirin pürtüklü gövdesini, dağlayan sütünü göz kapaklarının zarından boğazına akıtıyor gibidir düşünürken sevdiği kadını " bir zalimi sevmekle bu yürek " zalim övgüdür şimdi şarkıda dil ne garip ne varsa dil; unutma.
Füruzan
RESİM
(...)
Gün etkiledi beni. Yüzü gittikçe kararmakta. Hep yağmur yağıyor, durmak bilmiyor rüzgar. Konuşmak değil, görmek istiyorum.

Kavafis
PAUL CELAN ( Avusturya ) 1920 - 1970



YARI GECE
Yarı gece. Düş hançerleriyle çakan gözlere saplı. Bağırma acıdan: Çuha gibi dalgalanıyor bulutlar. Bir ipek halı, aramızda dokunmuş, dans için karanlıktan karanlığa.
Yonttular bize kara kavalı canlı ağaçtan ve geliyor şimdi rakkase. Deniz köpüğünden örülü parmakları batırıyor gözümüzü: hala ağlamak mı istiyor biri burada? Hiçbiri. Böyle dönenip kendinden geçmiş ve yükseliyor ateşli  davul sesleri.
Yüzükleri fırlatıyor bize, yakalıyoruz havada hançerlerle. Evlendiriyor mu bizi böyle? Çınlıyor cam kırıkları gibi ve biliyorum yine: sen ölmedin mor ölümü.

Çev. : Yüksel Pazarkaya


" ' Zalim ' e denk sözcük ' ömrüm ' olmalı. "
" ...
Tramvay çanlarının arasından bir avuç ak badem çocuk gülüşü çarpıyor yüzlerine.
... "
Füruzan Lodoslar Kenti
insan okuduğu bir şiir kitabının ardından alıntı defterine düşen dizeleri niçin bu kadar çok kıskanır, niye kıyamaz onlara, buraya bile yazmaya kıyamaz ama niçin, aklım almıyor ... füruzan' ın lodoslar kenti' ni çok sevdim, hiç kıyamam. bu post, anlatmak ve hissetmek istediklerimin kıyısı bile değil. yine bir nefes darlığına kavuşuncaya kadar okumanın tam dünyasındaydık ya da.
şu etki: http://lunasesi.blogspot.com/search/label/%C5%9Eu%20%C4%B0nsanlar


" o dilini unutmaz. "

...
çok beğendiği birinin sakallarıyla ağlıyor ki içine doğru; benim yurdum, benim iklimim, benim insanlarım gerikalmışlığın giydiği yoksa bir baykuşun geceleri mi?
...
Füruzan Lodoslar Kenti
AŞKLAR İÇİNDE
... sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda bilmiyorum kime sevgilim dediğimi bildiğim bir şey varsa o kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi unutup birden zamanı ve yeri onunla bir günü kutluyorum coşarak onunla bir günü kutluyoruz sanki.

Edip Cansever
... Bütün malım mülküm Ellerim ayaklarım Ve gözlerim.
Kupkuru bir kuyudayım ki Yusuf' u özlerim.

Rüştü Onur
" Hiç elemin olmasın. Hep sevin. "


ANLAT BANA
Senin doğduğun kentleri anlat bana Seviler postala virane peronlardan Ve mendilimi kanlı kanlı - ve mendilimi ellerinde unuttuğum!
Senin doğduğun kentleri gönder bana İnsanlarını çileli çilesiz bir yığın. Alkol kokan dudaklarımla küfredeyim rezil dünyalılara...
Gözlerimi istiyorum senden gözlerimi - gözlerinde mıhlı!..
Senin doğduğun kentler uzak can Sondan başa doğru yaşamak Geberesi kalbimin eyleyebildiği...
Gelebilmek hele gelebilmek - bozkır ayazının altında Müşkül can çok müşkül olanları nakletmek sana!
buralardan iyilik sağlık Senin doğduğun kentleri anlat bana.

Yaşar Bedri


AYRILIŞ
Gün batıyor, gün batıyor, Veda etsem hepinize. Ufuk kanlı bir denize Dönüyor, sizi bıraksam. Gün batıyor, gün batıyor Evimi, eşyamı, paramı Nem varsa yaksam ve bir an Kaybetsem kara bir duman Arkasında hafızamı, Koşsam, koşsam, koşsam, Koşsam...

Ahmet Muhip Dıranas
" gözler... gözleri... bakmak. için... "





" ... : nerdeydin bunca zaman / niye sevmedin beni, küsecek kimsem yoktu. "

haydar ergülen
" Telgraf direklerine tırmanıyorum şehrin. Muntazaman. "

KELEBEĞİN RÜYASI

Rüştü Onur 22 yaşında, Muzaffer Tayyip Uslu 24 yaşında ölmüşler, veremden. Rüştü Onur ismini sanırım filmden bağımsız olarak ilk defa bir şiir antolojisinde yahut şiir incelemelerinin herhangi birinde görmüştüm. Şu yukardaki dizeler beni çok mutlu etmişti. Rüştü Onur " Şükret Allah' a çocuğum / Mademki günler kısa. " diyordu. Sonra bu filmdeki Rüştü Onur... Kelebeğin Rüyası ve bu iki ölüm bilgisi - ve şüphesiz dahası, dahası - ömrüm boyunca aklımın sızısında yaşamı içmeye, ölümü ve gitmeyi özlemeye yardım edecek.
Film, fragmanından daha etkileyici değildi. Ya da tam tersi ama fragmanı her izlediğimde ağlayasım ve sevinesim geliyordu. Ondan mı böyle düşündüm, bilmiyorum.
Mezar taşı sahnesine yazılan o kelime, Kıvanç' ın ürkek ayrıntıları, Mert Fırat' ın o kendine has sevimliliği neydi ama... 
Tüm ekibin ve yıllarca hazırlanan senaryonun, şu bahar kokan fotoğrafların güzelliğine sağlık!


dünden sonra,



yarından önce.


saçlarım daha uzunken.

" Aşk; sorularını bilmediğin cevaplarındır senin. "
kaynak. tık.

&

" İnsanın zile basmasıdır aşk. "
kaynak. tık.
fotoğraf:tık tık


ADAM
O şehre davrandığın gibi davran bana da
O şehre gittiğin gibi bana da git uçarak
bana da in, bana da kon ve el salla geride
bıraktığına: Elveda benim küçük adamım!
ufacıktan bir şehri nasıl adam ettinse,
Sevdinse adam gibi, beni de o şehir gibi
sev! Korkma sakın, adam etmez aşk beni,
geç benden, benim de köprülerim var,
aşkı seyret oradan, dalgın günüm geçiyor,
benim de gecelerim var, danset, eteklerin
fırdönsün, sen bana dön, bana eşlik et,
benim de sabahlarım var, uyanmaya ne saat,
ne telefon, ne kapı: bisikletin zilini
dizlerini kanatan bir deli kız çalsın yeter ki!
Benim de parklarım var, uzanıver salkımsaçak
üstüme, dalımdan tut, benim de yapraklarım var
güneşli gövdene müjde eli kulağında bahar,
benim de şiirlerim var, aşk konulu, senin
o şehri sevmene benziyor, seni sevmeye
benziyor adamakıllı serserin olana kadar

Bir şehri kıskanıyorum, benim böyle neyim var?


Haydar Ergülen

ZAZ - Éblouie Par La Nuit

Mekik yerine mızrağımı kullanırdım Geçerdi sırmalardan ıssız ormanıma. Bir parçası olurdu o ceylanın ansızın Sonra ateşler yakardım, aşk vardı çünkü, Kulübeme, ormanıma ve yağmuruma ekleyip Sevinçle uğraşmıştım dokumaya çünkü.

Ülkü Tamer
KENT

Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedim. Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa. Sanki bir hükümle yazgılanmış her çabam; ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya. Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım? Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın.
Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler. Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların. Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın, ne bir gemi var, ne de bir yol sana. Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte, yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde.
(1910) Konstantinos Kavafis

kurtarmak bütün kaygıları.

KURTARMAK BÜTÜN KAYGILARI

Sularsa akmak birgün birgün birgün Birgün dağlara çıkmak birer birer dağlara çıkmak birgün Çıkmak çıkmak birer birer birgün dağlara dağlara birgün Birgün birer birer dağlara Ah nasıl dağlara birgün Ey birgün Çiçek açmak birgün Dağlara dağlara birer birer dağlara
Otları büyütmek birgün Birgün köyler kentler yıkanık damlar geri dönmek birgün Birgün yeni dönmek Birgün dağlara çıkmak birer birer çıkmak çıkmak Su yürümek güneş bilmek Yeniden orda otlarda orda yeniden orda orda Bitkin birgül bulmak ve geri dönenler birgün Ey yorgun atlar, sayı bilmiyen çocuklar Ey bütün hazır elbiseciler ey, Birgün olmak, küskün keşişlerden olmamak birgün Dağlara dağlara çıkmak dular köprüler sular birgün çıkmak Eski kaba arabalardan inip birgün çıkmak Dağlara dağlara dağlara başka hiç Birgün dağlara.

Turgut Uyar
" Çünkü her şey bir kere olur. "
FUGUE

Kilden bir tebessümle Kızılcık lekeleriyle gitti Saat sekiz
Saat sekizde Sakızlı bir rüzgara İncir ağaçlarına gitti
Ben de pil aldım, yün aldım Deniz suyunun kurumuş tuzlarını aldım Kollarım üşümesin diye
Fugue sahte bir ebediyettir Güvercin sesli bir kedi, minyatür pembesi Ama kirpik taranteli bırakınca Sadece müzik kalır Sadece sen. Saat sekiz
Saat sekizde, dünyanın bütün hırsızları Ağaçlara çıkmalı Kırmalı kavanozlarda saklanan bulutları Büstlerin sivri burunlarını Kollarım üşümesin artık, saat sekiz.

Pelin Batu

akşam.

OĞUZ ATAY.

Electric Litany ~ A Time (Never Be Late)

bir yerde vahim bir yanlış yapılmıştır.
" Bana bir şey söylemek düşmez. "
(...)
" Oysa açtım. Sevmeye ve sevilmeye. Yaşadıklarımı düşündüm... Küçük Osman olduğum günleri... Hayatın içinde kirlenenler, benim saflığımda, masumiyetimde yıkanırlardı. Yanağımı sıkarlardı, başımı okşarlardı. Seni kaçırsam benim oğlum olur musun? derlerdi. Şimdi büyüdüm... Küçük Osman başkalarına aitti. Ama artık kendime aitim ve tek eksiğim sevgiydi. Mete ile yollarımızın burda kesişmesi kimsenin hatası değildi ama bedelini ödemek bana düşmüştü işte... "
evet evet, gün' e ve bana gösterdiği rüyalara ihtiyacım var.
bence bu duygu, bu şey herkesin ihtiyaç duyması gereken ve henüz hiç kimsenin o ülkenin, o gözlerin, o rüyaların yokluğundan bile haberdar olmadığı bir şey de.

hamiş: salı günü öylesine bir gün değildir millet! :)
REKLAMLARDA YAŞAMA

Hep çocuk kalacak o Elinde ekmek gülen çocuk Bu çocuğun ilerisi yok Bu çocuk ne iyi ne neşeli
Bir işi yapmak için geldi Bütün çocukların bir anı onda O anı yakalamak için Anneler anne olurlar
(1961)
Sezai Karakoç
PİNGPONG MASASI

............................................. Beyaz iplik sert iplik ve tak tak Yuvarlak top küçük top ve tak tak Pingpong masası varla yok arası Ben ellerim kesik varla yok arası ........ Öpücüğüne eyvallah ve tak tak Beraber sinemaya ... evet ... ve tak tak Pingpong masası varla yok arası
Öküzün gözü ve dananın kuyruğu Kadifekale ve Sen nehri Ha Sezai ha pingpong masası Ha pingpong masası ha boş tüfek Bir el işareti eyvallah ve tak tak Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi Ne kadar güzel ne kadar sıcak Tak tak tak tak tak tak tak
(1954, Bahar)
Sezai Karakoç

bir tereddütün romanı 2.

" - Ben, dedi, okuduğum kitabın kahramanlarını sevmek isterim; onları dostum farz ediyorum, hep kendileriyle beraber yaşıyorum ve yanımdan ayrılmalarını istemiyorum. Onun için bir kitabın kahramanını... Hatta pek çok sevmeliyim. Senelerce aynı kitabı tekrar tekrar okuduğum vardır. Öyle bir kitap okuyayım ki bütün hayatımda bıkmadan hep onu okuyayım. "
" - Bence kitap demek, bir defa okumak için yazılan şey değildir. Bazı tanıdıklarım haftada üç dört tane okuyorlar. Onlara hayret ediyorum. Kitap. Nasıl diyeyim... içinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı. Değil mi? Bir musiki parçası gibi... Her vakit başka başka eserler okuyanlar iki üç günde bir dostlarını, evlerini, vatanlarını değiştiren insanlara benzemezler mi? "
" Başta mahut ' Verther ' misali. Arkasından mahut vecize: " Ne kadar insan Verther' i okuduğu için intih…
RUBAİLER

1.

Çocuklar bana kalırsa yoklar
Yok çocuk falan yok öyle şey
Hayal edilmiş ekler olacaklar
Ailelerin melankolileri için

2.

Evde ne kadar şapka varsa
Geçmiş günlerin başarısı kini
Çocuklar kullanışlı hale kor
Oyun içinde de olsa hepsini

3.

Doktor istemem Annem gelsin
Yataklar denize atılsın
Çocuklar çember çevirsin
Ölürken böyle istiyorum


(1961, Haziran)

Sezai Karakoç
" uzaktan bakıyorsam / aşkından kaçıyorsam / anla biraz beni / benden önce birisi / görmüş sevmişse seni / hakkın yok sevmeye beni... "

sabun yası

SABUN YASI
I.
Kadın azaltır çocukları için Kullanmasını yabancıları genç gördükçe Adam konuşurken eli kaybolur kızlarla Neden getirmeyi unutmasın
Nişanlı sabun demesini Bilmeyenlere denir
Ben yaşarken kirli Ne kirli adamlar vardı Yıkadılar sonra anladım Ölü olduğumu
II.
Yıkadılar sonra anladık ölü olduğunu Alıp götürdük gelin gibi öğleyin Kesip durduk resimlerden geyikleri Kuşları balıkları eski çiçekleri
Nişanlı ölü nedir  Bilmeyenlere denir
Dalgın bir vaktinizde Bozmayasınız diye geleneği Taşlara bağladığımız Siz yunmuş ölüleri
Ne aşkı ne neşesiyle Dünya Onmakta bizi Gelin gömün bari
(1957, Eylül)
Sezai Karakoç Gün Doğmadan

of not being a jew

" Dostlarının eşiğine varınca başlıyor senin  senin diasporan. Herkesin bahanesi var, senin yok Günahlı bir gölgenin serinliğinde Biraz bekleyebilirsin, daha sonra Burada kalamazsın, başa dönemezsin. Ama dön. Eve dön, şarkıya dön, kalbine dön! Şarkıya dön, kalbine dön, eve dön! Kalbine dön, eve dön, şarkıya dön!
Eve dönmek kendime sarkıntılık etmekten başka nedir? Orada, arada bir beni yoklar İntihara ayırdığım zamanlar. "

" Şükret Allah' a çocuğum, Beklenilen rahmet ve bahar Gelecektir nasıl olsa Şükret Allah' a çocuğum,  Madem ki günler kısa. "

Rüştü Onur


Ahmet Kaya - Hep Sonradan

" acıyla, hüzünle ve umutsuzlukla çoğaltarak,
  günbegün
  bilinmedik bir aşkı. "

metin altıok / çakıltaşları


" bir yüzük yaptım sana güvercin teleğinden.
  bir yüzük bükerek hoşçakal sözcüğünden... "

metin altıok

bahçe.

" Gerçekte insanlar mutluluğu kolay kaldıramazlar. Mutlu olmak isterler elbet ama bir kez onu elde ettiler mi bir başka rüyaya kapılır, kendilerini yiyip bitirirler. "
" Niye söylüyorsunuz bunları, yoksa gidiyor musunuz? "
" Hayır küçük hanım, sözlerimin yanlış anlaşılmasını istemiyordum, hepsi bu. "
" Birden öyle bir konuştunuz ki, sanki bütün bu konuştuklarımızla ilgili bir sonuç çıkartmak istiyorsunuz sandım, sizi kalkıp gitmeye zorlayan bir şey varmış gibi. "
" Hayır küçük hanım, hiç acelem yok. Size, sizi tamamen onayladığımı söylüyordum; ayrıca bakın bir kez daha söylüyorum, size boyuna yeni ve değişik işler yüklemelerine razı olmanızı pek anlamadığımı ekleyecektim sözlerime. Sözü hep buraya getiriyorum, özür dilerim,  bu işte çalışmanızı gerektiren nedenleri anlamış olsam bile, bunu kabul edemiyorum. Çekindiğim... Şundan çekiniyorum, günün birinde bunlara yeter artık diyebilmek için, daha bir sürü angaryayı kabul etmeniz gerektiğini sanı…

değirmenler

Bu odada bir şey var, mühim bir şey. 
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu / Peyami Safa 

until we bleed.

Electric Litany ~ Sad Part

fotoğraf: tık tık.

" baygındım / ölüydüm / yüzüyordummorbirsuda/ gözüm kapalıydı / konuşmuyordum / oyunbitmezki / diyordumvezireçıkıyordum /  vezirleribenimdiyeşillerin / almıştım / alıyordumartık / karşıkarşıyagelmiştik / oyunbitemezkibitemezkibitemezki. "

Bilge Karasu Göçmüş Kediler Bahçesi
Alfred Stieglitz, A Snapshot Paris, 1911

" Evet, her şey çürüyor, her şey... İnsanlar da çürümeyecekler mi? Eylül' de sanki bahara tahassür eden melül bir teravet, sanki üzerine çöken kışın kendini mahvetmek isteyen hazanın rağmına payidar kalmak, tekrar bahar olmak mücadelesi vardır. Fakat bunun için, muhtaç olduğu şeylerden mahrum olduktan başka, kendisinde de mukavemet kalmamış ve tabiat bunu anlamış gibi acı bir melal ve tefekkürle, üzerine çöken tenhalığın, matemin hatem-i merareti ile düşünüyor. Sanki ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ne kadar mukavemet ederse etsin, kışın galebe edeceğini, artık her şeyin ve her ümidin bittiğini, buna tahammül lazım geldiğini anlamaktan mütevellit bir fütur ile giryandır. Ne renk, ne rayıha... İşte yapraklar ölüyor, oh her şey çürüyor...

Mehmet RaufEylül