Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bir tereddütün romanı 1.

" Beni yalnız bırakmayınız. "
*
" Parlak bir güneş ortalığı kesiyordu; ve düşündüm ki ölüm güneşin negatifidir; onun için geceye benzetiliyor. "
*
" - Bak! Şu ışıklar birdenbire sönüverse... İşte ölüm. "
*
" Ölüme ve güneşe, diyor, sabit bir gözle bakılamaz. "
*
" Mualla kitabı kapadı. Hayır! Okuyamıyacak. Bir roman kahramanı, her şeyden evvel, kendisiyle beraber yaşanacak sevimli bir arkadaş olmalıdır. Mualla' nın böyle ne kadar dostları var. "
*
" ' Bir Adamın Hayatı ' . Ne hayat! Muharrir mi? Kim bu adam? Muharrir olacak. Türk. Niçin böyle bir otelin yatağında kıvranıp duruyor? Aman o çay. "
*
" Trista' nın ikinci perdesini yazarken Vagner' in geçirdiği ruhi anlar nerede? ' Gökte parlıyan yıldızlar ve etrafımda deniz - mazi nerede, ati nerede? Pembe ve saf bir aydınlık içinde hep yıldızlar görüyorum ve sandalım küreklerin tatlı şıpırtıları arasında kaybolup gidiyor. '
*
" Öleceksin. E…

Karanfilsiz.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa

Huzur.

" Mümtaz onun kat kat yığılan perdelerini istediği kadar zorlasın; tanıdığı, bildiği hiçbir şeyi göremezdi. Kül rengi bir tıkızlık, akışı bile belli olmayan bir nehir gibi, başta kendi varlığının şuuru olmak üzere, her şeyi alıp götürürdü. Bu ömür dediğimiz şeyle beraber yürüyen bir nevi küller altında Pompei idi. "
*
" İçimdekini görecek olduktan sonra... " Aylardır her tarafta yalnız içinde bulunanları görüyordu. O da biliyordu ki, bütün bu gördüğü, önünde durduğu şeylerde ne şaşılacak, ne de öyle korkulacak bir taraf vardı. 
*
" Aylardır ki Mümtaz' ın dış alemle teması böyle oluyordu. Ona her şey Nuran' la aralarındaki dargınlığın içinden geçerek, onun tarafından havası, rengi, mahiyeti bozularak geliyordu. Uzviyetinde bir gizli zehirlenme vardı; onun değişikliklerine göre etrafla konuşuyordu. "
*
Darlık, ıstırap, sandığınız gibi az bulunur şeyler değildir; hele sizler hayatınızdan bir kere soyunun, biz size ümitsizliğin her çeşidini bulmağa haz…
" biri yürüyor güneşli kıyı boyunca, gölgesi tutmuş elinden, birlikteler. gök kof. "


He Shot Me Down Bang Bang

Seni bir gün en yakının ele verirse eğer; Öğren susmasını ve ağlamamasını. Bir kavanozun içinde mavi bir gül yetiştir Her gün daha çok yaşayan Bir masalın ağzını kapat ve yat geniş odalarda Bir oksijen çadırında. Ona kötü bir şey olsun istedim Bana aşık olsun istedim.

Lale Müldür

" Onun yumuşak ve şekilsiz varlığı her şekli, her iradeyi, hatta düşünceyi bile kabul edebilirdi. Fakat bu sert kaya parçaları hayattan ebediyen uzaktılar; rüzgar eser, yağmur yağar, zerre zerre ufalırlar, dev cüsselerinde derin izler, oluklar peydahlanır fakat hiçbiri onlardan ilk felaketin eliyle yoğrulup kaldıkları hali gideremezdi. Onlar hayat yolunun üzerinde soracak belli hiçbir sualleri olmadığı için, her suali birden soran sonsuz zamanın içinden gelmiş zalim, haşin sembollerdi. "


Ahmet Hamdi Tanpınar
Huzur
İBRAHİM
İbrahim İçimdeki putları devir Elindeki baltayla Kırılan putların yerine Yenilerini koyan kim.
Güneş buzdan evimi yıktı Koca buzlar düştü Putların boyunları kırıldı İbrahim Güneşi evime sokan kim.
Asma bahçelerinde dolaşan güzelleri Buhtunnasır put yaptı Ben ki zamansız bahçeleri kucakladım Güzeller bende kaldı İbrahim Gönlümü put sanıp da kıran kim.

Asaf Halet Çelebi
SEVMEK DE YORULUR

Bir adam bir kadın var içimde iyice anladım Bana bunu sessizce anlatıyorlardı Bir yerde onların yönlerinden Alımlı bir zarf katlanmıştı uzaktaki Bulvarların geceye vurdukları Çağırmasız kır günlerini zararsız akrepleri Uzunlamasına yaşayıp yatay bir çocukla kalkan Bir sürü alışkanlıklar taşıyan  İnsanlığımızı gülüşü yalnızlar çarşısında Çağrılmış gümüş seslerini aynadaki yüzlerin Başkası sevsin diye en seçkin yerine Bir şal gezdirirdi İnsanlığımıza bir şey getirirdi yalnızlarla.
Bir sen varsın hep saçların ağzın Bir merdiven hücresinde Uzak çağrışımlarla koşardın ya bensem Seni sonsuz gelişinle Saçından tanıyor, gülüşünden kaçıyor Eğilip başını içlerimden geçtiğin zaman Uzağa bir yolcuya karşı çıkar gibi Artık gecikmiş alışıldığım gidişinle Davranılmaz üstünde durulmaz Hiçbir tüfeğe gelmez bir kekliksem
Yüzün soygundan geçmiş öyle bir yerde Durmuş ki bakışın boynun bozgun Üstünden bir nehir geçer gibi Ya gecedir ondan ya bulanık sudan Bir hasta gibi ağrımaktasın.
Gel…

II. Gençlik.

Saint Antoine' in Güvercinleri' nden,

Ruhum, İlhan Berk köprüden geçiyor duyuyor musun?


AKARSUYA BIRAKILAN MEKTUP

incecikti gül dalıydı dokunsam kırılacaktı dokunmadım kurudu.

gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç ağaçlar bükmesin n' olursun boyunlarını neden akşam oluyorum tren kalkınca kırlangıçlar birdenbire çekip gidince mendiller sallanınca neden tıkanıyorum öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki az önceki çiçekler nasıl da diken diken gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç o sularda çimdik; bitti köprüleri geçtik bitti o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı nerde şimdi, nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.

Hasan Hüseyin Korkmazgil
14 Nisan 1314
Bu sabah anın yolladığı demeti çözüp karanfilleri suya koyar iken bir dem olup gözlerim daldı. Çiçekler elimde, kaldım öyle. Yağmur yağıyor idi. Havada fazlasiyle kasvet var idi. Velakin güneş var iken de olur. Meserret iktiza ettiği dem kederlenirim. Babaannem derdi ki, insan hiçbir şeyi ziyadesiyle arzu eylemezse neye gam, kesavet çeksin? Şimdi düşünüyorum ki, elde midir bu? Yirmi üç yaşındayım ben. Kaderimden çok bir şey istemedim ki.
Matmazel Noraliya' nın Koltuğu

Peyami Safa

yağmur kaçağı.

Yağmur Kaçağı
Elimden tut yoksa düşeceğim Yoksa bir bir yıldızlar düşecek Eğer şairsem, beni tanırsan Yağmurdan korktuğumu bilirsen Gözlerim aklına gelirse Elimden tut yoksa düşeceğim Yağmur beni götürecek yoksa beni.
Geceleri bir çarpıntı duyarsan Telaş telaş yağmurdan kaçıyorum Sarayburnu' ndan geçiyorum Akşamsa eylülse ıslanmışsam Beni görsen belki anlayamazsın İçlenir gizli gizli ağlarsın Eğer ben yalnızsam, yanılmışsam Elimden tut yoksa düşeceğim Yağmur beni götürecek yoksa beni.

Attila İlhan


YALNIZIZ.

Mahzunluğun baygınlık derecesini bilir misin?


Peyami Safa.

matmazel noraliya' nın koltuğu.

14 Haziran 1328
Ağlamak Cenab- ı Hakk' a isyandır. Babaannem cennetin anahtarı sabırdır, der idi. Öyle günlerim olur ki dakikalar kurşun gibi ağırlaşıp geçmek bilmez. Gündüz dahi mumları yakıp koltuğuma oturur ve zamanı unutmaya çalışıp hayalata dalarım. Ve sonra Allah' a sorarım: Seni benden ayıran bu karanlık duvar nedir?

Ve zamanı unutmak için artık oturduğum katta saat dahi bulundurmayacağım.

Beni bana ve dünyaya bağlayan her şeyi unutmam lazımdır.


Matmazel Noraliya' nın Koltuğu

Peyami Safa

GÜN.

TETİĞİ ÇEKERSEN MERAK ETTİĞİN HER ŞEYİ ÖĞRENİRSİN. 

yavaşça gel, otur.

Viens lentement t' asseoir 

Akşamın, sakin ışığın çiçeklerini örttüğü Yerin yakınına Yavaşça gel, otur. Gecenin sende sızmasına izin ver Biz çok seviniyoruz onun Dehşetli denizinin, dualarımızı bulandırmasına. Yukarıda, yıldızların saf kristali yanıyor, İşte en net ve en yarı saydam gök kubbe, Sadece mavi bir göl ya da mihrabın nakışlı bir camı Ve arasından bakan gökyüzü işte. Bin sesli büyük sır Senin etrafında konuşuyor Bütün doğanın bin yasası Etrafında kımıldanıyor Görünmezliğin gümüş yayları Ruhunu nişan tahtaları için Ruhunun şehvetini alıyor. Ah, temiz kalp ama korkmuyorsun! Ama korkmuyorsun Çünkü inanıyorsun bütün dünya iş birliği yapıyor Hayatı yeşerten Ve sende gizemi beliren bu aşk için. Hadi, sakince uzat ellerini, Ve yavaşça tap; Sana büyük bir saflık nasihati Yüz, tuhaf bir altın sarısı gibi Gök kubbeye ait gece yarılarının altında.

Emile Verhaeren

Çeviri: Damla Yazar


Solipsiz
Suyu tarif ediyorum: Sessizdir Üşümez Küçük şeylerin tanrısı İçinde camlar taş olur. Birkaç gömleği vardır Ütülemez. Gümüş çalar, ispinoz avlar Romen yazarları hiç bilmez Uyku hapı alır Kırçıllı gecelerde Sirenleri duymak Yıldızları batırmak istemez Alışkındır Veda etmez. Beyaz fırtına, en sevdiği Manolya.
Sana bakınca kendimi görüyorum... Cevap vermez Ne aptallık Eko beklemek.

Pelin Batu
NİLÜFER

Ben oraya koymuştum, almışlar, Arasına sıkışık saatlerin. Çıkarır bakardım kimseler yokken; Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar.
Kışken ilkyaz, sularımda açardı; Buzlu dağlar gibisine kaçıracak ne vardı? Eski defterlerde sararırmış yaprak. Beni bana gösterecek anlamdı, almışlar.
Bir ışıktı yanardı gecelerde; Akşam, çiçekler uykuya yattı, Sardı karşı kıyıları karanlık. Beni bana gösterecek lambamdı, almışlar.

Behçet Necatigil

Erkan Oğur - Nilüfer

keşke dikenler anlayabilse.

Keşke Dikenler Anlayabilse
Ey şu mezarlar arasında oturan! Yatanları toprak ve kurt olmuş çoktan! Ey dostum şu ağladığın kimse var ya; Şüphe yok, Ya bir sırdaş, ya bir dost, ya bir kurt, Ya da de ki en iyi insan.
Lakin, Yarın onu unutacaksın. Bana gelince; Toprak altındayım ömrümce, Söküyorum kokuşluğumun artıklarını, Nice değerli istekler önemsiz oluyor hemen. Fani yaşamımızın bir anında ve de aniden.
Ey kuruş kuruş servet yığan! Gündüzünden evvel, gecesini tüketen, Günlerin de yıllar gibi beyhude! Altından gayrı rengin kalmamış, Bir kör gibi nereye gittiğini bilmeyen...

Mihail Nuayme
VEDA
Silahlara veda Geceye, rüyaya ve sana Yalnızlığın geyik gözlü köşesinden Düzenlerin çıkmazına.
Çizdiğim resmin Saat kulesi ağlıyor Ağzım o çeşit yok Şişe bu çeşit var.
Sen bir gece gelsen Güneş doğmasa Gitmeden yine gelsen Bu yeni geleni Bu bize bakanı Sana bir anlatsam Güneş doğmasa.
Sandıkların içini göstersem sana Çizdiğim resmin
Yalnızlığın geyik gözlü köşesinde Bir rafa koyabilsen Olup biteni ve onları Sabaha kadar konuşsak O ürkek ürkek bakanı sana bir anlatsam Ateşi karı tüfeği çeksem Ocağa pencereye kapıya
Kemana veda Yağmurda şeytan ve şapkası Silahın ölümünü kutluyorum
Tren kaçırmış gibiyim Sana veda.

Sezai Karakoç

until we bleed.

(...)
Şimdi onun içinde bütün okullar tatil.
(...)

Hüseyin Akın. 
SİYAH BEYAZ
Beni dünyadan ötelere götürdün Kollarımı bağladın dur dedin Tuz kokan geceler dur dedi Durdum, bekliyorum, gelme
Ay aydınlık gece kara Gözlerimin ardında karanlık ölesiye Canlı ve cansız ne varsa sımsıkı Bu saat daha yakın daha el ele Şimdi yalnızlığımdan utanıyorum Durdum, bekliyorum, gelme.
Bunu ta başından biliyordun Bir gün buralarda sonuncu kalışım olacaktı Ellerinin bir anlık şeklini tutacağım Bozkırdan günün son treni geçecek Ben her şeye ardından bakacağım Bunu ta başından biliyorum Durdum, bekliyorum, gelme.
Artık ne sen konuşmalısın ne başkası Yaşamak adına geçtik bütün değerleri Beyazın en orta yerinde duydu yürek Bu rüzgar tutmaz insanı uzun boylu Bu rüzgar serseri
Şimdi kavramların ve cümle rüzgarların dışında Durdum, bekliyorum, gelme.
Gülten Akın
" - Kim o? Sevgilin mi?

  -  Hayır, sevgilim başka. O bir memleket, Simeranya, dünyada olmayan bir yer. Benim icadım. Sıkıldım mı kendimi oraya atarım.

  - Ne hoşsun. Beni de götür oraya.

  - Simeranya' da yalan yoktur.

  - Kadın yok mu?

  - İnsanlar gölgelerdir. Konuşmadan anlaşırlar. Birbirlerinden hiçbir şey saklayamazlar. Seni görür görmez bir Simeranya kadınına benzettim. Elbisenin içinde yalnız ruhun var. Yüzün bir örümcek ağı. Gözlerinde sen dolusun. Gurur ve yalan yok. Seni sevmek istiyorum. Bu bir hayal. Simeranya gibi sen de yoksun. "


Peyami Safa

anemon.

(...)
" Uyu benim yalnız gözüm, gözler terk edilen şeylerle doludur Onların bize baktıklarını görür gibi oluruz Bizim onlara baktığımız gibi oradan Uyu benim defne aynam bırak onları Bırak onları girip çıksınlar yarı açık pencerelerden Gölde kayan dolaşıcı sazlar gibi Uyu benim ıslak boğazım unut yeşil lekeleri Unut uzun nehirleri geçici altınlarını onların unut Biliyorsun ki nehirler altın ölülerle doludur. "
Lale Müldür



(...) " Dikiş diken kız penceresinde ilk kez mutlu Denize bakan evler kahveler ilk kez mutlu Hiç korkmamalı artık Lambodis Eleni hiç korkmamalı Bütün güvercinler havalandı kimse korku nedir bilmeyecek Her şeyin uyandığı bir saatte Aşk başlayacak Her şey duracak Bir kızın elleri elbisesine uzanmışken duracak Saint - Antoine' in tavanı bir başka tavana doğru yürüyecek Kapı bir başka kapıya doğru Hiçbir şey küçüleyim demeyecek Daha bir büyüdüğünü göreceğiz gökyüzünün Daha bir mavi denizi Gözlerden gözlere bir esmerlik halinde o aşk gidecek En güzel şarkılarla şimdi İstanbul' a gelen o Şimdi herhangi bir yerde kızın elleri ağzı onun için büyüyor. " (...)

İlhan Berk

ben ruhi bey nasılım / VI

Nasıl olacaksınız Ruhi Bey Bugün de erkencisiniz Ruhi Bey Şarapla bira mı içiyorsunuz Ruhi bey Böyle sabah sabah Ruhi Bey Akşam akşam Ruhi Bey Akşam sabah Ruhi Bey Cıgara alır mıydınız Ruhi Bey Yakalım Ruhi Bey, yakalım Böyle üşümüyor musunuz Ruhi Bey, Benim de ayakkabılarım su alıyor Ruhi Bey Ne olur ne olmaz Önümüz kış Ruhi Bey Ee, daha nasılsınız Ruhi Bey İyiyim, iyiyim.

Edip Cansever

evli misiniz ya da tunus çok mahremdir.

Evli Misiniz Ya Da Tunus Çok Mahremdir 
Onu ne kadar sevmek bazı sularda Bazı evlerde bazı kayboluşlarda biraz Bakılıp tutulan gibi bir bir ellerin çarşısında Bir tabak, bir örtüye kolunu çarptırarak Oysa her türlü silahlarla biraz sıkıntı Sanırım çok belli bir küçümseme ölü dudaklarında Ya da giderek belki bir avuç susmayla oradan Koşulup aşka yazılmak en iri puntolarla Böyle ansızın işte yetişip sana gelmek Seni bu kadar sevmek suç ve ceza.
Ben ilerlemiş çiçek, biraz başkalık Çok yerli bir gülümseme cami avlularında Gelinip bulmak gibi sonra çocuklar, çocuklarla Bir yüzü, bir korkuyu yıllarca sevişmiş olarak Olarak pek eski bir odanın aşınmış koltuğunda Gidilmiş subaylarla yok, durulmuş gelinlerle toy Aç kapaklı bir kutu, çal çıngıraklı bir saat Yani her sabah uğrayan evlerin çokluğunca Böyle ansızın işte her yerden sana gelmek Seni bu kadar sevmek suç ve ceza.
İyiydim, karşı karşıyaydım bir nihilist bakışıyla Oysa gel uyaklı göz, git konuşmalı bir ayak Olup da olmamak sanki en açık…

köşe.

KÖŞE
1.
Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen Tarif edilemez güllerin yankısı gözlerin Gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir Sen kaç köşeli yıldızsın
Fabrika dumanlarında resmin Kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun Hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi Aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun
Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim Sen kaç köşeli yıldızsın

Sezai Karakoç / ( 1954, Nisan )

yalnızız.

- Yorgundum. Tuhaf baktınız çok. Birine mi benzettiniz beni? Niçin sordunuz öyle? Birdenbire, tuhaf. Şaşırdım. Fakat bir şeyler hissediyorum. Ama nedir, bilmem ki. Yalan söyledim mi bugün? Tabii söyledim. Söylemişimdir mutlaka. Hatırlamıyorum. Mesela sizi tanıyorum dedim ya, tanımıyorum. Tanımak için söyledim bu yalanı. Geçip gitmeyesiniz diye. Hiçbir şey ümit edemem sizden. Hiçbir erkekten ümit edemem. Fakat siz ne tuhaf baktınız. Niçin? Merak ediyorum. Yoksa gelmezdim buraya.
- Seni sevmek istedim, bir an için. Böyle bir his gelip geçti. Geçmedi daha. Fakat geçer. Benim böyle birçok hayallerim var: Simeranyam var.
Peyami Safa - Yalnızız

l' amant.

" Oradaydı. Arkadaki oydu. O belli belirsiz şekil, hiç kıpırdamayan gölge... Vapurda ilk karşılaştıkları günkü gibi küpeşteye dayanmıştı. Onun kendisine baktığını biliyordu, kendisi de ona bakıyordu. Artık göremese de yine de siyah arabaya doğru bakıyordu. Sonunda hiçbir şey göremez oldu. Liman silinmişti. Ardından kara. Bir gece, Hint Okyanusu' nu geçerken ana güverteden aniden Shopen' in bir valsi yükselmişti. En ufak bir esinti yoktu ve müzik gemide dört bir yana yayılmıştı. Gökyüzünün neyle ilgili olduğu bilinmeyen bir buyruğu, Tanrı' nın anlamı çözülemez bir isteği gibi... Ağlamıştı. "



" Dinle... Senden önce acı nedir bilmezdim. Seninle olmak, seninle olmak isterdim ama gücüm kalmadı. Hiç gücüm kalmadı. Ben ölüyüm. Seni arzulamıyorum. Bedenim artık beni sevmeni istemiyor. "

" O akşam anladım. Sadece şunu anladım: Bir gün annemin hayatını yazacağım. Kadastro memurları tarafından elinden alınan, devlet memurları tarafından soyulan hayatını. Yaz…
(...) Şu saatte yağmurlu caddelerine yansıyan ışıklarıyla, akıp giden insanlarıyla, uzaktan dahi hep sesi duyulan, ışıkları parlayan şehrin içine girmek istedi. İnsanlara çarpmak, pardon demek, yol sormak, minibüslerde para uzatmak, balık almak istedi. O da kalabalıkta yürüyen başlardan bir baş olsun, penceresi ışıklardan bir ışık olsun istedi.





(...)
Cemal kollarını sallamaya çalıştı. Ama bacakları hamur gibi yumuşamıştı. Hemen yanındaki yaşlı meşe ağacına sarıldı. Kabuklar serindi, başını dayadı. Bu meşe dünyada kalan son yakınıymış gibi geliyordu ona. Gözlerini kapadı. Başı dönüyor, dönüyordu. Birden içinden bir sel boşandı. Mangalı devirdi. Bütün bir geceyi korların yanına boşalttı. Tutunduğu meşe ağacının hemen dibine uzandı. Sonrasında çok ama çok hafiflediğini, kötü bir şeylerin bittiğini duydu. Biri, galiba Sabri Bey, kafasının altına minder koydu. Anlayamadığı konuşmalar oldu. Kırçıllı sesin " Islak orası ıslak... " dediğini duydu, sonra bir başkası " Tüü... Ben…

aşk dersi.

" Seninle tanışmadan önce her şeyin nasıl sıkıcı olduğunu bilemezsin. Edebiyat öğretmenimiz " Eylem karakterdir. " der. Sanırım bu hiçbir şey yapmazsak hiç kimse olamayacağımız anlamına gelir. Ben de seninle tanışmadan önce bir şey yapmamıştım. Bazen bu aptal ülkede hiç kimsenin bir şey yapmadığını düşünüyorum. Sen hariç. "
" - Bir daha kimseyle konuşamayacağım. - Konuşacaksın. Bir gün bir çocukla ya da bir başkasıyla bu şekilde konuşacaksın. Güzel bir günde " güzel bir gün " diyeceksin. Bunu bir başkasıyla paylaşmak isteyeceksin. Bu yine olacak. - Hayır. - İnanmak istediğin tek şey bu. "

Moderato Cantabile

duras!

Moderato Cantabile
- Geri döndün. - Sanırım sana aşık oluyorum. Nedeni bu. Ama ne söylediğimden hiçbir zaman emin olamam. Asla hiçbir şeyden emin olamam.

Marguerite Duras' ın Moderato Cantabile adlı romanından uyarlanan film Türkçe altyazısıyla beraber buradan  izlenenebilir. 



*
Benim küçük gecemde
Viran olmanın korkusu var.
Kulak ver,
Karanlığın esintisini duyuyor musun?

Furuğ.

trende.

Kitap başladıktan sonraki beş sayfa. Trende öyküsü. Kütüphane. Önce kendine daha sonra bütün çevresine kırgın bir gün. Perşembe.
Ellerimi ve heyecanımı bu mis kitabın baharından koruyabilirsem buraya bu kitapla ilgili daha birçok şey koyacağım. Umarım yani. Okuduğum ve kendime rastladığım her cümleyi her dizeyi, her kitabı artık daha çok içime çekmek istiyorum. Daha çok paylaşmamak üzerine bir hal.
Özellikle Trende öyküsüdür bu kitap. 
Pınar E. Aymaz; hangi gökyüzünün altında yaşıyorsan oraya merhaba...

Regina Spektor - Hero (Studio Demo)

Servet- i Fünun Öyküleri / Romanları
" O zaman ben, masamın başına oturdum. Bilinemez nasıl doğuveren bir düşünceyle, size bu mektubu yazdım. Niçin? Ne demek istiyordum? Beklemediğiniz bu mektup, size ne söyleyecek? Üstelik, size kadar nasıl gelecek?
Bilmiyorum, bilmiyorum... Hiçbir şey bilmiyorum. "

Halid Ziya Uşaklıgil - Hepsinden Acı( Bir Garip Mektup ) 

" Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor. "

This Is Not A Love Song - Nouvelle Vague

Nouvelle Vague / This Is Not A Love Song




bahçe 2.

zeyneb' in tahayyülünde bu adam bahçe' yi anlatan o adam oluyor. dahası için zaz' ın eblouie par la nuit klibine göz atılabilir.
bahçe' nin şarkısı

" - Öyle gibi küçükhanım, hiç başlanmaz zaten, özür dilerim, hep yarına bırakılır.
- Ah! Bayım, böyle konuşuyorsunuz. Çünkü bugün sizin için  yarını size unutturacak kadar dolu. Benim için, bugün bir hiç, bir çöl.
- Kısacası küçükhanım, bugün de şunu yaptım diyecek hiçbir şey yaptığınız olmuyor mu?
- Hayır, hiçbir şey yapmıyorum, bütün gün çalışıyorum. Ama o dediğinizi diyebilecek hiçbir şey yapmıyorum. Kendime böyle bir soru bile sormuyorum.
- Şimdi, yine size karşı konuşuyormuş gibi olmak istemem ama yaptığınız ne olursa olsun, şu içinde yaşadığınız dönem ileride bir önem kazanacak, o sözünü ettiğiniz çölü anımsayacaksınız, o çöl göz alıcı bir yoğunlukla kalabalıklaşacak. Oradan kaçamayacaksınız. Başlamadı sanılır ama başlamıştır. Bir şey yapılmıyor sanılır ama yapılır: Bir çözüme doğru gidildiği sanılır ve bir de ark…

bahçe 1.

" - Nasıl oldu bilmiyorum, bahçeye girdiğim andan itibaren yaşam dolu bir insan oluverdim.
- Bayım, bilemiyorum, nasıl olur da bir bahçe, daha ilk bakışta insanı mutlu edebilir. "

Marguerite Duras / Bahçe
" sevildiğimden en az şüphe ettiğim gündü. "